Katli oranlar
kanunu, kimyasal formüllerin henuz bilinmedigi yillarda ortaya cikip, o
zamanki kimyagerlerin cok isine yaramis bir kanun. Ama günümüzde anlamini
yitirmistir. Mesela CO2 ile CO deki oksijenin 1/2 oraninda ya da
2/1 oraninda oldugunu bilemeyecek ne var. Ya da bilince ne ouyor. Ama
karbondioksitin formulunun CO2 oldugu bilinmedigi dönemlerde bu
blgi kimyagerlerin isine yariyormus olsa gerek ki, kanun adi altinda bu
sekilde basit bir mevzuyu gündeme getirmisler. Yani pek de kale alincak bir
kanun degil bana göre. Inatla da ders kitaplarinda anlatirlar. Hatta tarihin
karanlik zamanlarinda dönem ödevi olarak verildigi bile görülmüştür.
Talk/Pudra
Talk,
3MgO4SiO2.H2O veya Mg3Si4O10(OH)2.
formülleriyle ifade edilen bir magnezyum silikat mineralidir. Mohs
Skalasına göre sertliği 1-1.5 olup en yumuşak mineral olma unvanı talka
aittir. Bu da şu anlama gelir ki; talk minerali tırnakla bile kolayca
çizilebilir. (Tırnağın sertliği 2.5'tir.)
Talk elle dokunulduğunda kayganlık hissi verir. Asitlerden etkilenmez. Çok
parlak, kimyasal açıdan inert, yüksek erime derecesine sahip, düşük ısı ve
elektrik iletimi, yüksek absorbsiyon gücü olan bir mineraldir. Mineral
beyaz, gri, donuk yeşil, gümüş beyazı ve yarı şeffaf olabilir.
Kâğıt endüstrisi talkın en büyük tüketicisidir. Kâğıda istenen özellikleri
vermek dolgu maddesi olarak maliyeti düşürmek ve kâğıt üretim
makinelerinde sürtünmeyi azaltmak amacıyla kullanılır. Boya endüstrisinde
boyanın direncini artırır ve ana pigmentin daha az kullanılmasını sağlar.
Seramik ve porselen yapımında kullanılır Sabunlarda talk temelde dolgu
olarak kullanılır Kozmetik ürünlerde yapışmayı önlemek ve cilde istenen
görünümü vermek için kullanılır. Talk ayrıca UV direncinin önemli olduğu
bilgisayar gövdeleri ve bahçe mobilyalarında da kullanılır.
Pudraya gelince: Pudranın ana bileşeni talktır. Ancak bileşime, istenen
kozmetik özellikleri kazandırmak için çeşitli anorganik maddeler
katılmaktadır. Vücuda nefes yoluyla alınması son derece tehlikelidir.
Bebekliğimizde ilk tanıştığımız kimyasallardan biri olmasına rağmen
maalesef kanserojenliği kanıtlanmış bir maddedir.
Pudra ilk olarak M.Ö. 2500 yıllarında Mısır ve İran'da ortaya çıkmıştır. O
çağlarda cildi beyazlaştırmak için bazı maddeler karıştırılarak yüze
sürülürmüş. Eski Mısırlılar yüzlerini alçı sürerek beyazlaştırırlarmış.
Kleopatra'nın da yüzüne bol bol pudra sürdüğü söylenir. Ortaçağ'da da yüze
soluk bir renk sağlamak için pudra sürmek adetmiş. Bu amaçla daha
sonraları nişasta ve pirinçten elde edilen pudralar kullanılmıştır. Fransa
kralı XV. Louis zamanında herkes yüzüne pudra sürermiş. Napolyon'un da
İtalya Seferi'nde pudra kullandığı bilinmektedir.
Kalsiyum
Karbür ve Chicago
Kalsiyum karbür deyince aklıma ilk olarak haliyle CaC2
sembolü, ardından da olimpiyatların efsane hocası Hüseyin Önder Pamuk'un
element notları geliyor. Ne alaka diyebilirsiniz ama Salih'in şu an kıskıs
güldüğünü duyabiliyorum.. Biz H.Ö. Pamuk'un olimpiyatlardaki son zamanına
rastlamıştık, bizden öncekiler neler çektiler bilemem, bizden sonraysa ilk
birkaç yıl yeni gelen hocalar o notlardan anlatıp soru sormaya devam
ettiler, ondan sonra da tarihin tozlu raflarına kalktılar, element soruları
da ''3A grubu elementlerinin özelliklerini ve tepkimelerini açıklayınız''a
kadar düştü... Ama herkesin korkulu rüyası o notlar hala Bursa'daki odamdaki
bir kutunun içinde duruyor, annem kafasına eser de atmazsa ömür boyu da orda
kalacaklar, arada anıları hatırlamak babında açıp okurum belki...
Peki ne vardı o notlarda? Ne olacak, s,p ve d bloğu elementlerinin hepsinin
tek tek özellikleri, elde edilişleri ve tepkimeleri vardı... Tabi son ana
bırakmayı seven Türk genci (Do not procrastinate diyor gavurlar, şimdi de
sünbülüm kıskıs gülüyor), olimpiyat sınavları için önce sevdiği organik ve
analitiği bitirir, bu element notlarınıysa son haftaya, hatta son bikaç güne
bırakırdı...1A grubu en zevklisiydi, biriki sayfa bişeydi, zaten sezyum,
rubidyum, fransiyum yoktu, hepi topu lityum, sodyum, potasyum ve onların
oksitleri, halojenürleri filandı... 3A'ya kadar böyle güzel güzel gidiyordu
ama Allahım bu 4A'dan sonrası neydi, kalay, kurşun, arsenik filan giriyordu
işin içine, elementler farklı değerlikler filan alıyordu.. Keşke hepsi 1A
gibi olsaydı...der dururduk...
Tepkimelerden de en sevdiğim suyla olanlarıydı, mesela metal halojenürü suya
atıyordunuz, evet metal artı yüklüydü, su da ona saldırır, metal hidroksit
oluşur ve HCl gazı açığa çıkardı... Hidrürlerdeyse, hidrojen (-) yüklüydü,
yani bazikti, e suyun da protonu vardı, koparsındı hani, H2 gazı
çıksındı, sonra da yine metal hidroksit oluşsundu...Keşke hepsi böyle
mantıkla çıkabilseydi.. keşke fizikçiler orda bikaç temel denklemle takır
takır problem çözerken biz de böyle tepkime çözebilseydik...
Ama kalsiyum karbür hepsinden daha özeldi, bi kere formüle bakın,
CaC2, ne kadar karizmaydı, sonra hem sentezi hem de tepkimesi
basit ve güzeldi... Kalsiyum oksiti, yani bildiğimiz kireci alıp karbonla,
yani kömürle, tepkimeye sokuyordunuz (yüksek sıcaklık vs.) alın size CaC2,
e C2 grubu -2 yüklüydü, aa aslında bu asetilenin iki proton
kaybetmiş haliydi, yani bir proton kaynağıyla birleştirsek yavrucakları,
asetilen ve kalsiyum hidroksit, Ca(OH)2, açığa çıkacaktı:
CaO + 3C = CaC2 + CO
CaC2 + 2H2O = C2H2 + Ca(OH)2
Yukardaki tepkimelerin güzelliği şundandı; CaO yani kireç her yerdeydi, keza
kömür de öyleydi, dolayısıyla bu kadar bol maddelerden asetilen gibi
bir organik bileşiğe geçilebiliyordu, e asetilen de yeni organik kimya
öğrendik, hafiften asidik protonlara sahipti, kuvvetli bir bazla bunları
koparabilir, istediğimiz elektrofili (o zamanlar bu terim bu kadar tanıdık
gelmezdi) takabilirdik... e üçlü bağ da aktif bir işlevsel gruptu,
indirgeyebilir, su katıp alkol veya keton yapabilirdik... İşte tüm bunlar,
Murray Bookchin'in ısrarla bahsettiği, küçük insanın ben kireç ve
kömürden başlayıp kağıt üstünde de olsa dilediğim organik bileşiği
sentezleyebilirim duygusuydu, özgüven vericiydi ve Chicago'nun devasa
gökdelenleri altında ezilen insanların o gökdelenler kadar büyük olma
isteminden çok başkaydı...